Lapsekili
  Atatürk ve Laiklik
 

LÂİKLİK BİR ATATÜRK İLKESİ VEYA İNKILABI MIDIR?


ATATÜRK'ün hiç bir yerde LÂİKLİK ile ilgili bir BEYANAT'ına, yani uzun konuşmasına da rastlanmaz!... (örnek, bakınız: ATATÜRK İlkeleri ve İnkilap Tarihi I-II, YÖK Yayınları, Ankara, 1986) Bunun bir sebebi olması gerekir.

LÂİKLİK ilk defa 1924'de Lozan Konferansı'nda Rıza Nur tarafından dile getirilmiş, sonradan Cumhuriyet Halk Partisi'nin "6 OK"u arasında İnönü'nün gayreti ile yer almış bir husustur!.. (1931) Parti tüzüğünde açık bir tanımı olmadığı için de, bugüne kadar süren bir tartışmaya yol açmıştır... Anayasa'ya girişi 1937 yılındadır... Yani ATATÜRK'ün hastalanmasından sonra ve HATAY konusu ile meşgul olduğu en yoğun günlerde... İsmet Paşa'nın özel çabasıyla ve sinsi bir oyunuyla girmiştir!... ATATÜRK'ün hiç bir konuşmasında geçmeyen şu andaki lâikliğin ATATÜRK'le hiç bir ilgisi yoktur!..

LÂİKLİK tamamen HIRİSTİYAN KÜLTÜRÜ'nün bir parçasıdır!... Ancak ve sadece Hıristiyan toplumlarda tarihin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır!.. Meseleye böyle bakılmadığı için de, bizim toplumumuzda SORUN haline gelmiştir.

Ne demek istediğimizi tam olarak anlatabilmek için, HIRİSTİYAN TARİHİ'ne dönmek gerekir.

Bilindiği gibi HZ. İSA 25 yaşında peygamber olmuş ve 35 yaşlarında iken dünyadan ayrılmıştır... HZ. İSA, peygamberlik yaptığı 5-10 yıl içinde kendisine İNCİL vahyedilmesine rağmen, bu vahiy o tarihlerde yazıya geçmemişti!..

Yine HZ. İSA'nın vaazlarını dinleyenler bir hayli olmasına rağmen, ona inanan ve onunla birlikte hareket eden kişilerin sayısı, bu süre zarfında 100'ü bile bulmamıştı!..

Bu yüzden bir kitabı olduğu halde, HZ. İSA hayatı boyunca yeni bir dinden söz etmemiş, haç hiç taşımamış, bir kilise kurmamış, ayin yapmamış, ALLAH'a "baba", kendine "oğul" dememişti!..

HZ. İSA Yahudilerin içinden çıkmıştır... Kendisine inananlar da, karşı çıkanlar da, çoğunlukla Yahudiler olmuştur... HZ. İSA, İSLAM dininde "İSRAİL OĞULLARI'ndan bir peygamber" olarak bilinir.

M.S.38 yılına kadar HZ. İSA sadece Mesih olarak kabul ediliyor, Baba-Oğul ilişkisinden hiç söz edilmiyordu!.. Yine aynı tarihlerde ilk defa Antakya'da HZ. İSA'nın yolundan gidenlere HIRİSTİYAN denilmeye başlandı... Ancak bu grup ta Yahudi âdetlerine göre hareket ediyordu.

M.S.44'de, daha önceleri HZ.İSA'ya cephe almış olan TARSUSLU PAUL(PAVLUS - SEN POL), bu gruba katıldı... Bir süre sonra da pek çok kuralı değiştirerek kendi sistemini kurdu ve bunu grubun çoğuna kabul ettirdi!.

Mesela sünneti, Cumartesi'nin din günü (Sabbath) olmasını kaldırdı!.. Bazı yiyeceklerdeki (domuz eti, şarap) yasakları iptal etti!.. ALLAH yerine HZ. İSA'ya tapmayı o koydu.

Böylece bir süre sonra HZ. İSA'ya atfedilen, ama onun öğretilerinden tamamen ayrı, yepyeni bir din çıktı ortaya!.. Bu uydurma dinin sahte peygamberi de PAVLUS idi!.. . Yeni Ahit'te Pavlus'un yazdıkları, 4 "İncil"den fazla yer tutar.

Aslen Grek olan Pavlus'un kuralları Grek-Roma putperest düşünce karmaşasının bir muhassalası idi. Bu uydurma dinde öyle şeyler vardı ki, HZ. İSA hayatında bir defa bile dile getirmemişti!.. Herhangi bir kimse onun sağlığında bunları söylemiş olsaydı, derhal reddederdi!..

Mesela "Communion" denilen ayin, tamamen ölmüş krallarının etini yiyen putperest barbar kavimlerden alınmıştır!..

Bu ayin sırasında papaz, önüne diz çökmüş olan hıristiyanın ağzına şaraba batırılmış bir parça ekmek koyar... Şarap HZ İSA'nın çarmıhta akan kanının sembolü, ekmek te onun etidir!..

Hıristiyanlığın ileri gelenlerinden Peter, sonradan Pavlus'un görüşlerini benimsedi ve ikisi Roma'ya gidip bu uyduruk dini yaydılar... Thomas ise HZ.İSA'ya sadık kaldı. Aynı şekilde Anadolu'daki, Suriye'deki, Mısır'daki hıristiyanların inancı da, Avrupa hıristiyanlarından farklı gelişti.

Hıristiyanlar Roma'da, imparatorluk dahilinde büyük eziyetler gördüler... İmparatorlar gah onları ezdi, gah destekledi.

303 yılında önemli bir olay cereyan etti... İmparator Dikletiyon ele geçirdiği bütün Hıristiyan eserleri yaktırdı!.. Böylece Hıristiyanlık temel kaynaklardan mahrum kaldı... O tarihten sonra herkes aklına geleni yazdı, hiç biri de bir diğerini tutmadı.

Pavlus'un bu uydurma dini, 312-337 tarihleri arasında Roma İmparatoru olan Konstantin tarafından benimsendi, ve RESMİ DİN oldu.

Hıristiyanların yardımı sayesinde imparator olan Konstantin, (ki İstanbul'u kuran kişidir) o tarihlere kadar Roma'nın resmi dini olan SOL INVICTUS (Güneş) dini ile Pavlus'un kurallarını birleştirdi... 325 yılında İznik Konseyi'ni topladı ve Hıristiyan dininin esasları orada bugünkü halini aldı.

Mesela Pazar günü eski Romalılar'ın GÜNEŞ DİNİ'nde de kutsaldı, yeni hıristiyanlığa "SUNDAY-SONTAG" olarak girdi, yani GÜNEŞ GÜNÜ!..25 Aralık yine Romalılarca kutsaldı, o da HZ İSA'nın doğum günü kabul edildi!.. Keza HAÇ Hıristiyanlık'tan çok önce Anadolu'da vardı... Dört yönü, tabiatın dört temel unsurunu sembolize eden bu işaret te Hıristiyanlığa bu dönemde girdi... İlk başlarda Hz. İsa'nın sembolü BALIK idi!..

Baba-Oğul ilişkisi, Meryem'in "Allah'ın Anası" sayılması, teslis, hep bu dönemde inancın bir parçası oldu... Çünkü "insanların tanrı olması" Romalılar'ın alışkın olduğu bir husustu, Hıristiyanlığı daha kolay kabul etmelerini sağlıyacaktı!..

Aynı konseyde sayıları 360'a ulaşmış olan incillerden dört tanesi seçilip, diğerleri imha edildi.

Ama bu esaslar HZ. İSA'nın felsefesine daha yakın olan DOĞU Hıristiyanları ile BATI Hıristiyanlarının arasını açtı... Çünkü Lyon piskoposu Ireneus daha 180 yılında Ortodoks kilisesini kurmuş ve bu inanç DOĞU'da yayılmıştı... Kısa bir süre sonra Roma İmparatorluğu DİN yüzünden ikiye bölündü (395)... Doğu Roma'nın başkenti İstanbul (eski adıyla Konstantinapolis) oldu, sonradan BİZANS diye anılmaya başladı.

Bugün bütün Doğu Avrupa (eski Bizans) ve Rusya ORTODOKS'tur... Batı Avrupa ise KATOLİK ve PROTESTAN'dır, bu yüzden yıldızları barışmaz!..

Konstantin'in yaptığı bu kadarla da kalmadı... O tarihe kadar sadece bir kilise papazından fazla değeri olmayan Roma Piskoposu'na maaş bağladı, ve Roma Kilisesi'ni diğerlerinden üstün tuttu. Böylece PAPALIK MÜESSESESİ oluştu!.. Roma Kilisesi'nin Baş Piskoposu'na, bütün diğer papazların "baba" sı anlamında PAPA denmeye başlandı.

380 yılında imparator Teodos, diğer dinleri yasakladı, Hıristiyanlık Avrupa'da rakipsiz kaldı.

Tabii Ortodoksluk da, İngiltere'de yayılan Mısır kökenli Kelt dini de, Roma'daki bu gelişmelerden etkilendi... Pazar günü, baba-oğul ilişkisi onlara da sızdı, ama zaman zaman bunlara karşı çıkanlar da olmadı değil... Meselâ 428 yılında İstanbul Patriği Nestrorius, "Artık kimse Meryem'e ALLAH'ın Anası demesin!" dediği için Mısır'a sürüldü!.. Rusya'da bir kaç kere "ikonaları kırma" eylemi yaşandı.

"Bütün bunların LÂİKLİK ile ne ilgisi var?" denilebilir... Hemen oraya geliyoruz.

İmparator Konstantin ölmeden önce öyle bir şey yaptı ki, Roma Piskoposu'nu hayal bile edemiyeceği bir kudrete ulaştırdı... Konstantin İMPARATORLUK ALÂMETLERİ olan TAC ve ÂSÂ'sını bu kişiye bıraktı!..

Böylece kendinden sonra gelecek imparatora hükümdarlığı PAPA vermiş oldu!.. Bu suretle ülke, TANRI'nın temsilcisi tarafından takdis edilmiş "Kutsal Roma İmparatorluğu" addedildi!.. Ondan sonraki hükümdarlar iktidara ancak "PAPA'nın izniyle" sahip olabilir hale geldiler.

İşte onun içindir ki, 476 yılında dağılan Batı Roma İmparatorluğu Birinci, Şarlken'in kurduğu imparatorluk da İkinci "Kutsal Roma İmparatorluğu" olarak bilinir... Üçüncüsüne de kim sahip çıktı biliyor musunuz?.. Hitler!.. Onun "3.Reich" ifadesi, işte bu "kutsal" imparatorluklara özenmesindendi.

Papaların kudreti arttıkça arttı... 9. ve 10. asırda bu kudret azalır gibi olduysa da, 1096'dan itibaren İSLAM alemi üzerine HAÇLI SEFERLERİ organize ederek tekrar güç kazandılar... Kendilerine "afaroz" ve "engizisyon" gibi haklar da uydurdular.

Afarozla emirlerini dinlemiyen kralları bile mevkilerinden edebiliyor, engizisyon ile yüzbinlerce masum insanı işkenceye yollıyabiliyorlardı!..

1300'lerde Papa 7. Gregoire Alman İmparatoru 4. Henry'i, Papa 8. Banifas da Fransa Kralı Güzel Filip'i afaroz etmişti... Bunlardan 4. Henry yalınayak karlar üzerinde yürüyerek Papa'ya gelmiş, diz çökerek affını dilemişti!...

Amerika'nın keşfedildiği 1492 tarihinde Papa, dünyayı Portekiz ile İspanya arasında pay etme kudretini kendinde görecek kadar küstahlaşabiliyordu!..

Kısacası Avrupa krallar, prensler tarafından idare ediliyor, ancak kralları da Papa idare ediyordu!.. Kardinallerin etkisi ise hiç yabana atılmazdı... Alexandre Duma'nın meşhur ÜÇ SİLAHŞÖRLER romanında dahi "Kral'la iktidar mücadelesine giren Kardinal" tipi göze çarpar!..

İşte LÂİKLİK, Fransız İhtilali ile birlikte "hükümdarların üzerindeki KİLİSE ETKİSİNİ KALDIRMA" akımı olarak ortaya çıktı!..

Bizde "DİN ile DEVLET'i birbirinden ayırma" diye bilinen lâiklik prensibi, aslında Batı Hıristiyan dünyasında "Kilise ile Devlet'i birbirinden ayırma" olarak geçer. "Papa'yı, kardinalleri ve piskoposları Devlet yönetimine karıştırmama" demektir!.. Hıristiyanlar hiç bir zaman kendi devlet yapılarının bir hıristiyan kurum olduğunu inkâr etmezler... Avrupa Birliği'nin bir hıristiyan kuruluşu olduğunu, sık sık tekrarlıyorlar... Hatta "Kiliseyi karıştırma" prensibine rağmen, bize de "Önce Papa'yı ikna edin" diyebiliyorlar... Neyse!.. Bu bir!..

İkinci şikayet konusu, ta eski Grek ve Roma döneminden kalma KLERİKUS yani DİN ADAMLARI-RAHİPLER sınıfının ayrıcalıkları idi.

Papa'nın krallara taç giydirme veya onların saltanatını ellerinden alma kudreti, bütün papazlara yayılmıştı... Kiliseler bağışlar, günah çıkartmalar, cennet anahtarı satışı(!) ve el koymalar ile muazzam servet sahibi olmuşlardı... Bu yüzden sade vatandaş sefalet içinde yüzerken; rahipler ve rahibeler de sözüm ona inzivada, ama asiller gibi son derece refah içinde yaşıyorlardı!.. MÜLKİYET sadece TANRI adına(!) kilisenin ve onun kutsadığı yönetici sınıfın, yani asillerin hakkı idi!..

Buna bir de HIRİSTİYAN geçinen FEODALİZM'in, sade vatandaşı SERF, yani "toprağa bağımlı köle" sayan uygulaması eklenince,FRANSIZ İHTİLALİ'nin sadece ASİLLER'e değil; aynı zamanda RUHBAN SINIFI'na da karşı olduğunu görmek zor olmaz.

LÂİKLİK, hükümdarları PAPA hegomanyasından kurtarmayı istediği gibi, KİLİSE ve PAPAZ SINIFI'nın da mallarına el koymayı amaçlıyordu!..

Zaten daha önceleri de KİLİSE MALLARI'na karşı halk ayaklanmaları vardı... 1100'lerde ALBİGEOİS hareketi başgösterdi. 1208'de Papa 3. Innocent bir HAÇLI SEFERİ düzenledi; ama bu sefer MÜSLÜMANLAR'a karşı değil, "KİLİSE MALLARI'nın halk yararına kullanılmasını" istiyen Hıristiyan Albigeoisler üzerine idi!.. 1221'de yeni bir seferle bu kişilerin çoğu katledildi, yine de tepki ortadan kaldırılamadı.

13. asırda Thomas Aquin İSLAM felsefesinden yararlanarak mülkiyet hakkının herkese ait olduğunu, ticaretin günah olmadığını dile getirdi!.. Böylece serfler zamanla çalışmalarına karşılık aldıklarını biriktirebilir hale geldiler... Bunlardan meslek sahibi olanlar dolaşma hakkını da elde ettiler... Sonraları büyük şehirlere yerleştiler ve Fransa İhtilali'nin BURJUVA sınıfını oluşturdular. (BURJUVA kelime olarak zaten ŞEHİRLİ demektir.)

1500'lerde Batı Avrupa ülkelerinde Papalığın otoritesine karşı husumet arttı... Sonunda Martin Luther önderliğinde PROTESTAN (İsviçre, sonradan Amerika), sonra CALVİN (Fransa) ve ANGLİKAN (İngiltere) kiliseleri ortaya çıktı.

Yine 1500'lerde Fransa'da kilise aleyhine kanunlar çıkmaya başladı... 1764'de kral Cizvit tarikatını dağıttı... Ve nihayet 1789'da Fransız İhtilali kilise mallarına el koyarak LÂİKLİĞİN temelini attı!.. Ama Papalık önemini tamamen kaybetmedi... Napolyon bile ihtilalden çok sonra İmparatorluk tacını giyerken Papa'yı davet etme gereğini duydu.(1801)

Napolyon yasaları Protestan, Katolik, Yahudi dinini tanıyor, onlara yardım ediyordu... 1905'de ise devletin her din ve mezhebe eşit mesafede olacağı kabul edildi, böylece ancak o tarihte İSLAM tanınmış oldu!..Ama dikkatinizi çekeriz... Bu kabul sömürgeciliğin en yoğun olduğu, BATI hegemonyası altında inleyen FAS, TUNUS, CEZAYİR, MISIR, HİNDİSTAN, ENDONEZYA gibi ülkelerin patlama noktasına geldiği dönemde olmuştur... Yani İNSANİ değil; tamamen POLİTİK bir karardır!..

Ancak gerek Fransa'da, gerekse diğer Batı ülkelerinde uygulamalar eskiden farklı olmadı... Meselâ kadınlar, zenciler, hıristiyan olmıyanlar bu ülkelerin hiç birinde 1950'lere kadar parlamentoya giremediler!

Öte yandan 200 yıllık Amerikan tarihinde bir tek Katolik cumhurbaşkanı vardır, diğerleri hep Protestan'dır... İngiltere'de ANGLİKAN mezhebinden olmayan bir prens sırası gelse de KRAL olamaz!..Yani sadece HIRİSTİYAN olması yetmez!.. Yani BATILILAR sadece diğer dinlere değil; kendi mezheplerinden olmıyanlara da fazla söz hakkı tanımazlar. Kısacası, BATILI devletlerin "laik"olduğu, bütün dinlere "eşit" davrandığı kuyruklu bir yalandan ibarettir!..

Ya PAPA'nın SİYASİ etkisi ve yetkisi?.. O dahi fazla değişmedi... 1962 yılında PAPA, FİDEL CASTRO'yu "komünist" olduğu için AFAROZ etti!.. Bir ay sonra da KENNEDY KÜBA'ya abluka uygulayıp dünyayı savaş tehlikesinin önüne attı!..Yani "LAİK-SEKÜLER" ABD, DİN'i POLİTİKA'ya âlet etti!..

Bununla da kalmadı. 1979'da göreve gelen şimdiki Papa 2. JAN PAUL,1980'de kendi ülkesi olan POLONYA'da dayanışma hareketini başlattı ve 10 yılda sosyalist bloğun çökmesini sağladı. Zaten bunun için o göreve seçilmişti. Kenedisi 2000 yıllık Hıristiyan tarihinde 2. İtalyan olmayan Papa'dır. Şimdi de Hıristianlığı Türkiye'ye ve Asya'ya yaymaya çalışıyor.

Şimdi burada duralım ve bu sistemin BİZİMLE herhangi bir BAĞLANTISI olup olmadığına bir bakalım...

Çoğu kimse PAPA ile HALİFE'yi aynı kefeye koyar... Aslında aralarında hiç bir benzerlik yoktur!..

Aynı şekilde KİLİSE ile CAMİ, PAPAZ ile İMAM arasında da paralellik kurulamaz!..

HALİFE, bir İSLAM DEVLET REİSİ olan HZ. MUHAMMED'in yerine geçen kişinin aldığı addır... İlk 4 halifeden sonra da, "hükümdarlık" niteliği, "din reisi" niteliğinden ağır basmıştır... Tıpkı SALTANAT gibi, babadan oğula geçmiştir... Aynı dönemde 2 veya 3 halife bulunduğu olmuştur.

İlk 4 halife de dahil olmak üzere, hiç bir halife PROFESYONEL DİN ADAMI değildi!.. İSLAM'DA HİÇ bir zaman bir İMAM, MÜEZZİN, HACI, HOCA, ŞEYH, hatta ŞEYH-ÜL İSLAM, HALİFE OLMAMIŞTIR!...

Çok şaşırtıcı gelebilir ama, İSLAM'da hiç bir DİNİ MESLEK yoktur!.. Yani İMAMLIK, MÜEZZİNLİK, hatta HALİFELİK para getiren, ömür boyu yapılan, geçim kaynağı bir meslek değildir!.. Kimseye böyle ünvanlar hayat boyu verilemez!.. İSLAM'ın ilk dönemlerinde namazı o gün camiye gelenler arasında en bilgili, en saygı gören kişi kıldırırdı. Ezanı o günkü cemaat arasında en güzel sesli olan okurdu... Bunlar çok sonraları birer MESLEK haline dönüşmüştür!..

Öte yandan İSLAM'da hiç bir hükümdar afaroz edilmediği gibi; Emevi, Abbasi, Fatımi ve Endülüs Emevi halifeleri ancak vali tayin edebilirlerdi... Hükümdarlara taç giydirme veya tacını elinden alma hakları yoktu!..

Tersine; tayin ettikleri valilerden çoğu, sonradan, halifenin arzusu hilafına kendi devletini kurmuş, ancak ŞEKLEN halifeye bağlılığını sürdürmüştür!..

Hele 1055 yılında sonra, yani Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in Bağdat'a gelip, Halife'yi Büveyhiler'in elinden kurtarıp tekrar tahtına oturttuktan sonra; fiiliyatta halifeler hükümdarlara tabi olmuştur. (1069) Zaten halifeler 100 yıldan beri Büveyhiler'in elinde oyuncak idi!..

Yani 945 yılından beri halifeler hükümdarları değil, hükümdarlar halifeleri idare ediyordu!..

Hilafet 1518'den sonra Osmanlılara geçtiğinde de, hükümdarların hiç bir DİNİ özelliği olmamıştır!.. Hükümdar HALİFE olmasına rağmen, DİNİ konularda Şeyh-ül İslam'a danışırdı!..Yani HALİFE, MÜSLÜMANLAR'ın DİNİ LİDER'i değil; SİYASİ LİDER'i idi!.. Aldığı fetvaya uyardı ama, fetva alması tamamen kendi arzusuna bağlı idi... Öte yandan DİN ADAMLARI'nın DEVLET idaresinde hemen hiç bir fonksiyonu yoktu... Hele onların hakimiyetinden asla söz edilemez!.. Zaman zaman isyanlara sebep olmuşlar, padişahları zor durumda bırakmışlardır ama, aslında bunu yapan onların kışkırttığı Yeniçeriler, Sipahiler, Leventler idi!.. Hemen sonra da kellerini vermişlerdir!..

Kısacası, Peygamberimiz'den sonra hiç bir halife bir dini kurul tarafından seçilmediği, meslekleri "DİN ADAMLIĞI" olmadığı gibi, bir DİNİ HEYET te devlet idaresinde söz sahibi olmamıştır!..ŞEYHÜLİSLAM'lar bir DANIŞMAN'dan, BİLİRKİŞİ'den öteye geçememiştir.

Yani İSLAM ÜLKELERİNDE, İMAMLARIN, MOLLALARIN SÖZÜ GEÇMEZ!.. BUNLAR ALLAH'LA KUL ARASINA, HÜKÜMDARLA TEB'A ARASINA GİREMEZLER!..Şİİ İRAN HARİÇ!..O ayrı bir özellik taşır.

ÖYLEYSE "PAPA'NIN HÜKÜMDARLAR ÜZERİNDEKİ YETKİSİNİ KALDIRMAK" DEMEK OLAN LÂİKLİK; İSLAM ÜLKELERİNDE TATBİK İMKÂNI BULAMAZ!..

Öte yandan İSLAM DÜNYASI'nda CAMİLER sadece birer ibadet ve ve meşveret yeridir!... Servet sahibi bir MÜESSESE değildir!... Hepsi birer "hayır" olarak inşa edilmiş, mülkiyeti DEVLET'e veya CEMİYET'e ait olmuştur... İSLAM DİN ADAMLARI, MOLLALAR, CAMİ İMAMLARI, TARİKATLAR hiç bir zaman bir SINIF tetkil etmemişler, SERVET sahibi olmamışlardır!.. İSLAM TARİHİ bu dediğimizin delilidir.

Bir tek istisna vardır: ŞİİLİK!.. (dikkatinizi çekeriz: ALEVİLİK DEĞİL; Şiilik!) Bir milyarlık İSLAM DÜNYASI'nda cüz'i bir kesim, yani Şİİ İSMAİLİYE ve İRAN'daki ŞEYHİYYE kolları Peygamber adına halktan "beşte bir" toplıyarak servet sahibi olmuşlar, ve MOLLALAR iktidar mücadelesine girişmişlerdir... İRAN İSLAM Cumhuriyeti bu akımın zamanımızdaki tezahürüdür.

AĞA HAN İSMAİLİYE mezhebinin, HUMEYNİ de ŞEYHİYYE mezhebinin liderleridir... Bu gibi mezheplerin SAPIK sayılmasının başlıca sebebi de, DİN'i alet ederek İKTİDAR ve MADDİ SERVET peşinde koşmalarıdır.

Yani bizi hep "lâiklik, vicdan hürriyeti, insan hakları" konusunda uyaran BATILI HRISTİYAN EMPERYALİSTLER, işlerine gelince en YOBAZ sözde "islami" örgüt ve devletleri desteklerler!

"Müslüman" geçinen, ancak servet ve iktidar peşinde koşan bu güruhların aslında kötü bir "hıristiyan ekolü" taklitçisi olduğunu görmek zor değildir.

ATATÜRK:

"İSLAM toplum hayatında hiç kimsenin bir özel sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, DİN hükümlerine uygun hareket etmiş olmazlar!" (31.1.1923)

diyerek DİN adamlarının bir "sınıf" teşkil etmesini önlediği gibi;

"BİZDE RUHBANLIK YOKTUR, HEPİMİZ DİNİMİZİN AHKÂMINI MÜTESAVİYEN ÖĞRENMEYE MECBURUZ. HER FERT DİNİNİ, DİYANETİNİ, İMANINI ÖĞRENMEK İÇİN BİR YERE MUHTAÇTIR, VE ORASI DA MEKTEPTİR!" (31.1.1923)

diyerek, DİN EĞİTİMİ'nin MEKTEP'TE yapılmasını şart koşmuştur!..

Ayrıca:

"SOFTA SINIFININ DİN SİMSARLIĞINA MÜSAADE EDİLMEMELİDİR. DİNDEN MADDİ MENFAAT TEMİN EDENLER, İĞRENÇ KİMSELERDİR!"

diyerek,

"BİZ DİN İŞLERİNİ DEVLET VE MİLLET İŞLERİ İLE KARIŞTIRMAMAYA ÇALIŞIYORUZ... TAASSUPKÂR HAREKETLERDEN SAKINIYORUZ... DİN VE MEZHEP HİÇ BİR ZAMAN POLİTİKAYA ÂLET OLARAK KULLANILAMAZ!"

ifadesine açıklık getirmiş; bununla "hoca-hoca takımının bir SINIF olarak iktidarda söz sahibi olmasını önlemek" istediğini belirtmiştir!..

Kesin olarak ifade etmek isteriz ki; bu düşünce tarzı, kökü PAPALIK MÜESSESESİ'ne ve KİLİSE uygulamasına dayanan LÂİKLİK'ten tamamen farklıdır!..

ATATÜRK'ün düşünce tarzı; 1400 yıllık tarihinde cami imamlarına, mollalara, hacı ve hocalara hiç bir zaman ayrıcalık tanımamış olan İSLAM FELSEFESİ'nden kaynaklanmaktadır!..

İRAN uygulaması İSLAM'a aykırıdır, LÂİKLİĞE değil!... Uyduruk TARİKATLAR'ın tavrı İSLAM'a aykırıdır, LÂİKLİĞE değil!.. MİLİTAN ÖRGÜTLER'in tavrı İSLAM'a aykırıdır, LÂİKLİĞE DEĞİL!.. TALİBAN'ın "kızların okumasını yasaklaması, içki içene ölüm cezası vermesi" ŞERİAT değildir; tam tersine KUR'AN'a aykırıdır!.. Onun için hiç birine sempati ile bakmayız.

İSLAM'ı "LÂİKLİK'e muhtaç" göstermek yanlıştır!.. İSLAMİYET'te ne HALİFELER, ne HÜKÜMDARLAR, ne de TARIKATLAR "İLAHİ" yetkilere sahiptir!

Onun içindir ki, öldürülen halife sayısı da, hükümdar sayısı da çok fazladır.

DİN ADAMLARI'na gelince bütün MEZHEP İMAMLARI devrin hükümdar halifelerinden eziyet görmüştür!.. Tarikat sisteminde de HACI BAYRAM gibi masum kişiler bile, "etraflarına fazla insan toplandı" diye zaman zaman takibe uğramıştır!

Bunun için TÜRK DEVLET SİSTEMİ'ne "hükümdarların DİNİ yetkileri"ni veya DİN ADAMLARI'nın tahakkümü"nü kaldıracak LÂİKLİĞİ yamamak; yanlış olur!.. Böyle bir durum zaten yoktur!..

Bu yüzdendir ki ATATÜRK, KADRO dergisinde İNÖNÜ bir başyazısında LÂİKLİK konusunu işleyip tepki çekince, dergiyi kapattırmıştır! (1934)

 

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=